09 Tem ÖLÜM
Güneşli güzel bir gün ya da hava koşullarından bağımsız olarak neşeli olarak başlanmış bir günün tüm tadını kaçıracak, o an içinde bulunulan tüm olumlu ve olumsuz duyguları bir bıçak gibi kesebilecek en büyük, en etkili ve belki de tek bir olgu var bu yaşamda: Ölüm!.. Bir yakınınızın, sevdiğiniz bir insanın, kimi zaman da az tanıdığınız birinin artık bu dünyanın ve yaşamın bir parçası olmadığına dair alınan o acı haber.
Kimi ortamda söylerim: İnsana, özellikle de bu kaybı yaşayan olarak en yakınlarına acı veren bu deneyimin, hayatın akışına kapılıp gitmiş, gündelik; amaç, hedef, istek, arzu, haz, endişe ve kaygıların içinde kaybolmuş insanı hepsinin içinden çekip şu ana geri getirmesini severim. Sabah uyanmanın, geceden bıraktığın yaşama devam edebilmenin, hala nefes alabiliyor olmanın, kimi zaman ufak tefek kimi zaman daha büyük ve zorlu olan sıkıntılarla baş etmek gerekse de sağlık olmanın, sevdiklerinin etrafında ve yine onların da sağlıklı ve iyi olduklarını hatırlatması gibi güzel de bir yanı var şu ölüm denen şeyin.
İnsan pek aklına getirmiyor onu, bilse de bir gün başına geleceğini, üzerine düşünmek pek çok insanın kaçındığı bir şey. İnsanın bu yaşamda kendini en çaresiz hissettiği konuların başında ve hatta yine belki de tek olgudur şu ölüm. Bin yıllardır çaresini bulamadığı, zamanı gelince teslim olmak zorunda kaldığı mutlak son. Bugüne kadar biriktirdiğimiz bilgi ve teknoloji ile ne kadar yavaşlatmaya, geciktirmeye çalışsak da henüz onun pençesinden kurtulamayacağımızı da biliyoruz.
Bu ölümün en kötü yanlarından biri de kimin kapısını, ne zaman ve nerede çalacağını bilmiyor olmak. Genetik veya sonradan edinilmiş bir hastalık, vücudu hor kullanmak ya da yaşlılıktan kaynaklanmanın yanı sıra yaşamın doğal akışının dışında, herkesçe malum birçok sebeple bugüne kadar milyarlarca kez atmış kalp atmayı kesip milyarlarca kez alıp verdiğimiz nefes bir daha geri dönmemek üzere bedenlerimizi terk edebilir. Teklediği, buradayım ama bir sorunum var diyene kadar çoğu zaman çoğu insanın halini hatırını sormadığı bedenlerimiz, bugüne kadar insanlığın icat edebildiklerinden daha karmaşık ancak kusursuz bir makine gibidir. Her ne kadar ona daha iyi bakmayı, yeri geldiğinde tamir etmeyi öğrensek de sonsuza kadar çalışmasının yolunu henüz bulamadık.
İşte ölüm, insan bedeninin yaşamının sonlu olduğunu bize aslında her gün hatırlatan ancak daha da yakınımıza kadar gelmediği sürece görmezden geldiğimiz, dibimizde bittiğinde ise bu farkındalığı zorla gözümüze sokan bir gerçeklik. Hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için düşüncesinden bile kaçındığımız yaşamın sonlu oluşu her gün etrafımızda dolaşan görünmeyen bir rüzgar gibi.
Bir haberle veya bizzat şahit olarak yeniden hatırladığımız ölümün yaşamda elimizde olanların değerine ilişkin yarattığı farkındalığı unutmamak, ölümün kaçınılmaz olduğunu kabul etmek ve en azından yaşamlarımızın bu anından itibaren kalan kısmını bu bilinç üzerine kurmak ölümle kurulabilecek en iyi ilişki olacaktır. Elimizde olmayanlara bu yaşamda nasıl müdahale edemiyorsak ölüm düşüncesiyle mücadele etmek de bir o kadar yersizdir. Yaşamda ancak elimizde olanlar, karar, seçim ve eylemlerimizle etki edebildiklerimiz haricinde gerçekleşenler için nasıl sadece yaşayıp görmemiz gerekiyorsa bu konuda da aynı şekilde davranmalıyız. Uzun bir yaşam elbette ki herkesin arzusu olmakla beraber eminim ki herkesin hem fikir olacağı gibi mutlu, sağlıklı ve insanın kendisi olmayı başarabildiği bir yaşam birçok insan için bunların mümkün olmadığı uzun bir yaşama tercih edilecektir.
Kendisinin kontrolü dışında gelişen veya yaşanmış; olay, konu ve durumlar için üzülmeyi, henüz gerçekleşmemişler için de endişe ve kaygı duymayı bir kenara bırakan, bunu yaparak psikolojik sağlığı açısından iyi ve olumlu adımlar atan bir kişi yine fizyolojik sağlığı için de gereken özeni gösterdiğinde ölümle arasına kendi sınırları içerisinde bir mesafe koyabilmiş olur. Geride kalan zaman için pişmanlıkları olan her birey için bugün, şimdi, şu an yeni bir başlangıç için her zaman bir milat olabilir.
Yeni bir ölüm haberiyle hatırlamamıza gerek kalmadan, bugün sahip olduğumuz farkındalıkla yaşamak, diğer pek çok konuda da aklını kendine rehber edinmiş insanlar için neredeyse bir zorunluluktur. Kendisi gittikten sonra bir anlamı olmayacak tüm zamanların onun ardından kalanlar için yaşanamadığı için mutsuzluk, pişmanlık, kırgınlık veya kızgınlık sebebi olmaması ancak ölüme dair bugünkü bilincimizle vereceğimiz; akla yatkın, daha çok mantık daha az duygusallık içeren, yani içgüdüsel olmayan kararlara, yapacağımız seçim ve gerçekleştireceğimiz eylemlere bağlıdır.
Ölümle karşılaşacağımız zamanı, yeri ve koşulları seçemeyiz ancak onun bizi bulacağı ana kadar yaşanacak hayatın daha iyi, mutlu ve tatminkar olabilmesi için kendi üzerimize düşeni yapabiliriz. Ve “şimdi” bunun tam zamanı…
Işığımız daim olsun, sevgilerimle,
Arman TAKAN
“Ölüm” yazısı Arman TAKAN’a aittir. Kaynak gösterilmeden bir kısmının veya tamamının kullanılması yasaktır.
DİĞER BLOG YAZILARI
BİLİNÇLİ FARKINDALIK (MINDFULNESS) NEDİR?
İnsanın bu yaşamdaki varlığı, yaşamın onun karşısına çıkardıklarını, önüne getirdiklerini karşılama şekli kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Buradaki en temel farklılık i...
KİMİN İÇİN YAŞIYORSUN
Bu yaşamda her insanın en az bir kere kendine sorduğu bir soru olduğuna inandığım bir şey var: Kimin için yaşıyorum? İlk ve akla en kolay gelen cevap elbette ki “kendim için yaşıyorum...
GİRİŞİMCİ KİMDİR
Herkesin dilinden düşürmediği bir kavram “girişimci” ancak kime dendiğine dair hala belirsizlikler barındıran bir kavram. “Girişimci Kimdir?” sorusunu şu şekilde cev...
GİRİŞİMCİLİK TÜRLERİ NELERDİR
Genel olarak bir işletme kurmak “girişimcilik” olarak algılanıyor olsa da girişimciliğin birçok farklı türü vardır. Girişimcilik türlerini şu şekilde başlıklandırmak ve a...