ENGELLERİ AŞ | Arman Takan
552
post-template-default,single,single-post,postid-552,single-format-standard,bridge-core-2.2,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1200,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.7,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,wpb-js-composer js-comp-ver-6.2.0,vc_responsive

ENGELLERİ AŞ

Yine kendime sitem ederek giriş yapmak istediğim yazılarımdan biri daha. Nedeni ise, kısa da olsa bir tempo yakalayıp daha sonra yine bir yerde kesintiye uğrayan yazı yazmalarım ve hatta yazamamalarım maalesef. Bu kez 1 yıldan fazla olmuş, hatta 1,5 yıldan fazla! Aslında bu konuda kendime çokça kızıyorum. Yazmak, düşüncelerini, fikirlerini paylaşmak, insanlarla; konular, olaylar ve durumlar üzerinden bağ kurmak hoşuna gidiyor, neden yazmıyorsun! diyorum kendime sık sık.

Tam da, özellikle; kişisel keşif, öz farkındalık ve motivasyon konularında içerikler üretmeye başladığım ve de kendimi bu konuda mutlu ve yeterince motive hissettiğim bir zamanda hani; “artık oldu, şimdi yemeği kısık ateşte dinlenmeye bırakalım.” der gibi motivasyonumun da alevi bir anda kısılıverdi. Halbuki benim yemek daha olmamıştı ve ateşi kısmak için de oldukça erkendi aslında. Lakin, olan her şeyin zamanından önce veya sonra olmadığına dair inancım bu konuda kendime fazla yüklenmemem ve konuyu akışına bırakmam konusunda bana telkinde bulunuyordu. Bu telkini kabullenmem ve ona ayak uydurmam pek de zor olmadı bu sebeple ve bu inancıma sığınmam işime geldi belki de.

İnsan bir şeylerden kaçmak isterse öyle ya da böyle illa ki bir yolunu bulur. Bir şeyi yapmak istemiyorsa ya da onu ötelemek istiyorsa canını dişine takar da bir yolunu bulur yine de yapmaz onu. Ben de buldum kendimce gayet mantıklı, inandırıcı ve dahi haklı bazı bahaneler. Zor olmuyor aslında, hatta bir şeyi yapmak için, içsel motivasyonun ateşini yakmaktansa yapmamak için ihtiyaç duyduğumuz gerekçeleri yaratmak konusunda çok daha becerikliyiz kanımca. Sanırım ilkokuldayken hepimizin söylediği ya da söylemese bile arkadaşlarından duyduğu cümle değil midir: “Ödevimi yapamadım, elektrikler kesildi öğretmenim.” Eminim ki çok daha yaratıcı olanlarını söylemiş ya da duymuşuzdur birçoğumuz. Belki de ilk bahane üretme girişimimizdir, kim bilir. Her şeyin bir başlangıcı, bir çıkış noktası olduğuna göre, hiçbir şey sebepsiz olmadığına göre, bahaneler üretmeye başlamamızın da bir kıvılcım anının olması şart sanki.

Ne zaman ve nerede başladığını bilmesek de bu pek muhteşem bahane üretme faaliyetimiz, gün gelip ayrılmaz bir parçası olmuş insanın. Üşenen, bazen korkan, kimi zaman da kaçan zihnimizin yaslanıp kendini iyi hissettiği bir omuz, güvende hissettiği bir sırt olmuş. Akıllı türümüzün kendini doğanın zor koşullarına adapte etme, onlarla başa çıkma çabasının bir yansıması olmuş zamanla. Kendini doğanın zor koşullarına uyumlu hale getirmeye, önüne çıkan engelleri aşmaya çalışan yalnızca bizim türümüz değil elbette. Bunu söylemek doğada verilen büyük mücadelelere saygısızlık olur.

Hepimizin günlük hayatta birçok defa karşılaşmış olduğunu düşündüğüm bir enstantane var, hani betonun altından, kaldırım taşının yanından ya da imkansız gibi görünen birçok engeli sanki çok basitmiş gibi geçip giden savaşçı bitkiler. Bir dal, bir yaprak ya da bir çiçek bazen… Ya o dik yamaçların kenarında, korkusuzca gezinen keçiler, peki ya yeni sulak alanlar bulmak için; upuzun yolları, kurak toprakları, biri güçsüz düşer de av olur diye bekleyen aslanları zor da olsa geçen bufalolar ve de karnını doyurmak için birçok strateji, birden fazla başarısız saldırı ve aç gecen zamanlara, her şeye rağmen direnen birçok hayvana ne demeli. Önüne çıkan engeller için bahaneler üretmeden yalnızca onlarla yüzleşen ve aşmak için savaşan milyonlarca canlı türü.

Doğayı, vahşi hayatı anlatan belgeselleri izlediyseniz eğer bu okuduklarınızı zihninizde canlandırmanız çok da zor olmamıştır bence. Biz günlük hayatımızı artık bizim için vahşi olmayan ortamımızda yaşarken günün her saati ve her dakikası bu enstantenelerin, doğanın engellerine karşı verilen mücadelelerin her biri ve daha fazlası tekrar tekrar yaşanmaya devam ediyor halbuki. Kimisi şu yaşamda can bulmak, hayatta var olmak, kimisi karnını doyurmak, kimisi de hayatta kalmak için çabalayan bitkinin ve canlının yaşam mücadelesini anlatan bir film gibi yaşam. Belki de hiç bitmeyecek ve sanki bir başlangıcı yokmuş da ezelden beri var olup ebediyete kadar sürecek bir döngü bu aslında. Gözümüze en masum ve sevimli görünenle, en vahşi ve tehlikeli görünen arasında hiçbir fark yok özünde, amaç hep aynı: hayatta kalmak!!! Bir gülün de, üzerinde gezip gülün yapraklarını yiyen bir böceğin de o böceği yiyerek karnını doyuranın da derdi aynı; tüm engellere rağmen varlığını, soyunu ve türünü sürdürmek.

Malumunuz olduğu üzere, türümüz dışındaki tüm canlıların mücadelesinde, engelleri aşma çabasında herhangi bir bilinç yok, her şey tamamen içgüdüsel ve dürtüsel bir şekilde gerçekleşiyor. Olan her şey bitkinin ya da canlının kendisiyle, türüyle, doğasıyla tamamen uyumlu bir şekilde hayat buluyor. Sadece kendisi ya da doğasıyla mı uyumlu bu olanlar! evrenle olan uyumuna ne demeli. Evren, tüm bu olanlar, türlerin kendi içinde ve birbirleri ile arasında gerçekleşenler, canlılar ve cansız varlıklar arasında yaşanan tüm, iletişimler ve  etkileşimlerin neticesinde hayat buluyor ve dengede kalıyor temelde. Onu oluşturan her bir unsur bilinçsizce de olsa evrenin doğasını en iyi şekilde yansıtacak bir biçimde kendi doğalarını ortaya koyuyorlar. Yani, eninde sonunda tüm yaşam, doğasının gerekliliğini önüne çıkan tüm engellere rağmen gerçekleştiriyor ve evrenin ona çizdiği rotanın sonuna kadar, mücadelelerle geçen yolculuğun bitiş noktasındaki seçimli kadersel sona kadar yaşamının tadına varıyor.

Her bir noktasında, her canlı ve cansız varlığın doğasında kendisini gösteren, her şeyin kendisinin zıttı ve bu zıtlıkların uyumu ile oluşan dengenin bir bütünü olduğunu gösteren evren, yaşamın her bir evresinde engellerle bizi sınıyor. Yaşamdaki, doğadaki tüm engeller zamanı geldiğinde onu aşmak, aşamadığında da bir yenisi ile karşılaştığında nasıl aşabileceğine dair dersler almak için var aslında. Bir engeli aşmak ise daha yeni ve daha yüksek seviyedeki bir engelle karşılaşmaya hazır olmak demek bir nevi. Kısacası, engellerin içine dalıp onlara karşı çetin bir savaş verip mücadele etmek de engellerden uzak kalmayı, onlardan kaçmayı, kendi güvenli ve konforlu alanından çıkmamayı seçmek de aynı sonuca çıkıyor özünde: her yeni seçim aşılması gereken yepyeni bir engeli çıkarıyor karşımıza. Ne dikensiz gül mümkün, ne de dalgasız bir deniz, ne yorulmadan yürümek, ne de yürümeden varmak mümkün. Yani, yüzleşmeden, savaşmadan, mücadele etmeden mümkün değil aşmak engelleri.

Farkında olmamız gereken bir detay var dikkatlice bakacak olursak, ne mi o! Hemen söyleyeyim: doğada bahanelere yer yok, seçimler ve sonuçları var, etkiye tepki var, her ne olursa olsun dengede kalmaya devam eden bir düzen var. Yani her birimizin yaptığı gibi kendimizce mantıklı bulduğumuz o bahanelerin gerçek bir dayanağı yok aslında. Sadece, gerçeklerle yüzleşmekten kaçan, sorumluluk almaktan uzak, kafasını kendi dünyasının penceresinden çıkarmaktan korkan benliklerimiz var, kim bilir hangi sebeple o bahaneleri üretmeye bu kadar hevesli olan. Doğada gerçek engeller var, bizim dışımızda, insanların dışında kalan gerçek doğada gerçek engeller var. Artık öyle olmadığımızı düşünsek de birbirimizle olan ilişkilerimize baktığımızda ne kadar bencil, kötü, sevgiden, bir ve bütün olmaktan çok çok uzaklarda olan ve vahşi doğadan daha vahşi doğamız var. Bu dönüştüğümüz şey ve sebepleri başka bir yazının konusu olmakla beraber asıl mesele temelde hayatta kalmaya dayalı vahşi yaşamdan birbirimize üstün gelmeye dayalı ve bunun için daha da vahşi olmayı normalleştirmiş oluşumuz.

İşte yarattığımız bu suni ve yeni doğamızla yine gerçekte var olmayan ama kendi zihnimizde yarattığımız engelleri var ettik. Doğayı sahiplendik, hepimizin olanı kişiselleştirdik, korumak için savaştık ve kaybetmemek için öldürdük. Daha çoğunu istedik, elde etmek için stratejiler ürettik, ulaşmak için beceriler edindik. Ve her defasında hep bir adım daha uzaklaştık kendimizden, özümüzden ve de doğamızdan. İşte belki de yine özüne dönmek için çabalayan doğamızın çığlığıdır ürettiği bahaneler ve tatmin etmeyen gerekçeler.

Kabul etmek gerekir ki insanın doğası artık bu! Aklını kullanarak, doğanın temelindeki hayatta kalma çabasını defalarca ve defalarca yepyeni bir seviyeye taşımış, ona yeni bir anlam yüklemiş insanın doğası artık bu. Diğerinden üstün olmak, daha çok kazanmak, daha fazlasına sahip olmak, daha, daha ve daha… Bu sebeple, artık bugün ürettiğimiz her bir gerekçe kendi doğamızla savaşımızın bir parçası olsa da bugünün hayatta kalma anlayışı için kendi kendimize yarattığımız ve önümüze koyduğumuz bahanelerden başka bir şey değildir. Doğadaki canlının doğası nasıl onun engelleri aşmasına imkan sağlayacak şekilde evrildiyse bugünün insanının doğası da aynı şekilde kendi yarattığı engelleri aşmasına imkan verecek şekilde evrildi.

Karşısında duran engelleri aşmak için gerekli becerilere ve de geçmiş tecrübelere sahip, öte yandan başkalarının deneyimlerinden de ders çıkarabilecek kadar gelişmiş bir beyne ve zekaya sahip insanın bahanelerle, içi boş gerekçelerle kaçınmaya çalıştığı engel olarak nitelendirdiği her şey yine yarattığı yeni dünya kadar suni ve geçicidir. Aynı benim yazı yazmayı, podcast için yeni kayıtları yapmayı, sosyal ağlarda sizlerle paylaşmak için yeni içerikler üretmeyi ve yeni eğitim, seminer ve etkinlik içerikleri oluşturmayı ötelemek için ürettiklerim gibi. Ya geçmişin tecrübelerinden öğrenememiş olmanın korkusu ya da belirsiz geleceği kontrol edememe ihtimalinin kaygısı, yani insanın anda kalamayışıdır mesele. Gerçek ise, elle tutulan, gözle görülen ve kulaklarımızla duyduklarımızdır hep.

Ben de korktum ya da endişe ettim, kaygı duydum belki de. Beni motive edecek ipuçlarını görmek yerine olumsuz düşüncelerimi beslemeyi tercih ettim ya da. Aslında, bu zamana kadar tek bir engelim vardı, o da sadece ben. Çünkü biliyorum ki hepimizin seçimlerinin yarattığı kollektif bilincin dışında geriye sadece benim seçimlerim kalıyor. Biliyorum ki ben seçimleri ertelemek, ötelemek ve bahaneler üretmek üzerine kullandım. Ve biliyorum ki insanın kendisi için kendisinden daha büyük ve güçlü bir engel yok ve biliyorum ki kendi yarattıkları da dahil insanın engelleri aşabilmek için ihtiyaç duyduğu tüm güç de yine kendi özünde, aklında, becerilerinde ve tecrübelerinde mevcut. Yeterince ister ve çabalarsak bizi hiçbir şey durduramaz. Hatırla ve her şeyden önce de unutma: “Kendinin ve gücünün farkında ol, kendini aş, aş ki aşılacak başka engel kalmasın…”

Işığımız daim olsun, sevgiler…

Arman TAKAN

23.01.2022, 16.39, Pazar


ARŞİV

KATEGORİLER