FARKINDALIK | Arman Takan
837
post-template-default,single,single-post,postid-837,single-format-standard,bridge-core-2.2,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1200,hide_top_bar_on_mobile_header,qode-content-sidebar-responsive,qode-theme-ver-20.7,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,wpb-js-composer js-comp-ver-6.2.0,vc_responsive

FARKINDALIK

“Geçen gün yolda yürürken bir şey fark ettim.”, “Dün seninle konuşurken bir şey fark ettim.”, “Az önce okuduğum yazıda bir şey fark ettim.”… gibi daha bir sürü cümle kurabiliriz fark etmek üzerine az daha çabalarsak. İlla ki ben bu cümleleri kurarken de “fark etmek” fiiliyle kurulabilecek benzer cümleler türetmeye bile başlamış olabilir zihinler. Yani bir yandan zihinlerimiz cümlelerimdeki “fark etmek” ifadesini fark edip onun üzerine odaklanmaya başlamış olabilirler. Peki kaç kişi zihninin benim cümlelerimdeki fark etmek kelimelerini zihninin fark ettiğini fark etti acaba dersem işleri daha da karıştırmış olur muyum? İş iyice içinden çıkılmaz bir hal almadan ve konudan uzaklaşmaya başladığımızın farkında olarak burada durmalı ve konuyu dağıtmadan asıl anlatmak istediğim konuya, yani farkındalık konusuna geri dönmeliyim.

Son dönemlerin çokça konuşulan, etrafta dolanan kelimelerinden biri haline geldi farkındalık, hepimizin; izleyip, okuyup, duyabildiği gibi. Bunda tabi ki özellikle de kişisel gelişim alanında çalışan, bu alanda belirli bir zemine oturtulmuş bilgi ya da yayınlar üretenlerin yanı sıra, özellikle, bir çıkış yolu bulmak adına bir de bunu deneyeyim diyen ve o dönemde hangi ifade, kelime ya da kavram ön plandaysa, yeterince kavrayıp özümsemeden onu ağızlarında sakız ederek, yerli yersiz tekrarlayarak herkese duymaktan gına gelecek kadar kullananların etkisi de muazzam. Ancak maalesef ki tükettikleri bunca kelime gibi bunun da etkisinin, insanların kendilerini geliştirmeleri, kendilerinin en iyi haline ulaşmaları için fikir ve bilgi üreten kişi, uzman ve düşünürler gibi sistemi geliştirip büyüten paydaşları da içeren, genel ifade ile kişisel gelişim alanına ciddi ve olumsuz bir etki olarak yansıdığını görmek gerekiyor. Her ne kadar her alanda benzer kirlilikler mevcutsa da ülkemizde bu alandaki kirlilik, yani ilgililerinin, bilenlerinin, uzmanlarının değil de bunların dışında kalan herkesin, aslında insanların kendilerinin daha iyi bir versiyonuna ulaşmaları, hayatlarındaki bir döngüyü kırmaları, yeni ve daha ileri bir aşamayı geçmeleri için belki de çok önemli olabilecek bir kelime veya bir kavramı bilinçsizce sömürdüklerini kişisel gelişim alanında sıklıkla görmek mümkün maalesef.

Şu ana kadar farkındalık konusundan bahsetmiyormuş gibi olsam da daha dikkatli olanlar eminim ki tam da farkındalık üzerine konuştuğumu, belirli bir konuda farkındalık oluşturma ya da yaratma çabasında olduğumu da kolaylıkla görebileceklerdir. Ancak yine de daha açık bir şekilde artık farkındalık kavramı üzerine konuşmanın vakti geldi diyebilirim. Hazırsak yeniden başlayabiliriz.

İnsanın zihninin istemli bir şekilde çalışmaya ara verdiği tek an uyuduğumuz anlardır bildiğimiz gibi. Uyku süresince, dışarıdan gelen uyaranlara tamamen olmasa da büyük oranda bilincimizi kapatmış oluruz. Yani bir bakıma bedenimizin kontrolünü elinde tutan kısmını devre dışı bırakırız. Yorucu bir günün ardından yapılabilecek en iyi eylem de bir süreliğine de olsa dış uyaranlardan gelen etkileri en alt seviyeye düşürmek ve dolayısıyla daha az farkındalık haline geçmek olacaktır şüphesiz. Peki o zaman bu ifadeden yola çıkacak olursak, uyuyor olmanın tam tersi olan uyanık olmak da “farkındalık” halinde ya da “daha çok farkındalık” halinde olmak mı demektir.

Hepimiz uyanır uyanmaz dış dünyayla hızlıca yeniden bağ kurarız. Bilincimiz tekrar devreye girer, kısmi olarak devre dışı bıraktığı her şeyi yeniden çalıştırmaya başlar. Yani dış uyaranlara karşı yeniden dikkat oluşturmaya başlar. Tabi burada farkındalık konusundaki önemli bir detayı atlamadan tam da şu anda bahsetmek oldukça önemli ve sanıyorum ki bazılarının aklından geçen bir detaydır bu da ayrıca. Uyku halindeyken zihnimiz dış uyaranları algılamayı büyük oranda sınırlandırırken uyanıklık halindeyken ise sadece dış uyaranlara açmaz kendini, bir de iç uyaranlara karşı bir algılama söz konudur. Bu iç uyaranlardan kastım da bedenimizin için de yer alan organlar, onlar vasıtasıyla bildiğimiz, algıladıklarımız ile duyumsadıklarımız ve bunun neticesinde ortaya çıkan duygu ve düşüncelerdir. Bu noktada, iç uyaranlar sonucunda oluşan; kendimize, “ben” diye ifade ettiğimiz yapıya ait farkındalık için “öz farkındalık” ifadesini kullanıyoruz. Bu başlığı ki en önem verdiğim konulardan biridir, temel sayabileceğimiz bu konunun devamında ayrıca ele almak istediğim için bu kadarlık bir bilgiyle geçiş yapmak istiyorum izin isteyerek ve dış dünyaya ait farkındalıkla konuyu sürdürüyorum.

Öncelikle üzerine konuştuğumuz “farkındalık” kelimesinin kökenine doğru gidecek olursak “fark” kelimesinden türediğini görmek zor olmayacaktır. Fark kelimesinin kökenine bakacak olursak da Arapça’daki “faraka” kelimesinden geldiğini ve bunun da “ayırdı” kelimesinin mastarı olduğunu görüyoruz. Kabaca, fark kelimesinin; ayrılma, ayrışma, ayrım ve ayırt etme gibi anlamlara geldiğini söyleyebiliyoruz. Buradan hareketle de farkındalık kelimesinin birden fazla şey arasındaki benzeşmeyen, birini diğerinden daha çok ön plana çıkaracak kadar ayıran, dikkat çeken kısımlarının duyularımızla iletişimindeki o uyaranı önceliklendirmemiz diyebilirim. Birden çok olan sesten daha tiz olanına, birden çok olan görüntüden daha parlak olanına, birden çok olan kokudan daha keskin olanına dikkat kesilmek gibi. Ve burada belki de en ayırt edici yani daha fazla farkında olmamız gereken ifadelerden biri de “farkındalık”ı açıklamak için kurduğum cümlelerde daha sık tekrarladığım “dikkat” kelimesidir. Dışarıdan gelen birçok uyarandan belirli bir tanesine odaklanmak, düşüncelerimizi yoğunlaştırmak demek olan dikkat, bir şeyin farkında olduğumuzu anlamamızı da kolaylaştıracaktır. Eğer belirli herhangi bir şeye dair odaklanmış, yoğunlaşmış düşüncelerimiz olduğu zihnimizin bulanık denizinde bize daha görünür hale geliyorsa bir farkındalık, bir ayırdında olma hali içerisinde olduğumuzu kendimize söyleyebiliriz.

Uyuyorken dış uyaranlara çok büyük oranda kendimizi kapattığımıza değinmiştim en başta. Peki ya uyanınca ne oluyor. Yeni uyandığımız halimizi bir düşünsek mesela. Elbette ki herkesin uyuduğu ve de uyanıp güne başladığı odanın; ışık, ses, sıcaklık vb. fiziki koşulları birbirinden farklı, hatta odanın, evin ve de binanın konumu ile diğer çevresel faktörler de nerdeyse hiçbir zaman aynı diyemeyeceğimiz kadar birbirinden farklı. Yine de ortak bir resim çizmeye çalışalım zihinlerimizde. Mesela, uyanılan oda tam da uyku kalitesi konusundaki otoritelerin tavsiye ettiği ve insanın vücudunun ihtiyaç duyduğu gibi oldukça iyi şekilde karartılmış bir oda olsun. Sakin bir sokaktaki apartmanın ya da müstakil bir evin sokağa bakmayan tarafında, kapısı tamamen kapalı bir oda. Hava ne ısıtmak ne de soğutmak gerektirmeyecek bir sıcaklıkta, yani oda ideal sıcaklığında. Bu koşullardaki bir odada gözlerimizi açtığımızda, yani neredeyse yok denecek kadar az dış uyaranın olduğu böylesine yalıtılmış bir ortamda ortaya çıkacak, mevcut koşullarla arasında belirgin farkları bulunan uyaranlar biz de bir farkındalık yaratacak, yani dikkatimizi çekecek, yani düşüncelerimizi odaklamamızı, yoğunlaştırmamızı sağlayacaktır. Çünkü neredeyse zifiri karanlık odanın içerisine perdenin arasından sızan ince bir güneş ışığı hüzmesi, kapının ardından evdeki bireylerden gelecek çok da gürültülü olmayan bir konuşma sesi ya da kapının altından sızan rüzgarın ürpertisi kolaylıkla ayırt edilebilir dış uyaranlar olacaktır.

Ancak herkes için her sabah aynı koşullarda başlamıyor elbette. Hepimiz farklı türde ve yoğunlukta dış uyaranların olduğu bir sabaha, güne ya da ana uyanıyoruz. Kimimiz çok fazla, farklı büyülük, şekil ve renkte görsel uyaranlar olan, kimimiz çok farklı düzeylerde ve frekanslarda sesli uyaranlar olan, kimimiz daha sıcak veya soğuk ya da nemli bir havanın olduğu, farklı doku ve yoğunluklardaki örtü veya kıyafetlerin yarattığı dokunsal uyaranlar olan ve de kimimiz de belki yoğun bir çiçek, belki güzel bir yemek, belki de dışarıda yağan yağmurun kokusu gibi uyaranları olan bir uyanış yaşıyoruz. Bunların bir kısmı ile belki de hergün karşılaşıyor uyanan zihin. Sayamayacak kadar çok dış uyaranla tekrar tekrar karşılaşıyor uykudan uyanan zihinlerimiz ve artık bir zaman sonra, daha önce diğerlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir yani fark edilebilir olan bazı dış uyaranları algılamaya devam ediyor olsa da bunu artık bir otomatik pilot edasıyla, bilincimize fark ettirmeden gerçekleştirmeye başlıyor. Öyle ya, zihnimiz aynı anda kaç şeye eşit düşünsel yoğunlukla bakabilir ki. Yani aynı anda kaç tane şeye dikkatimizi verebilir ve gerçek bir farkındalıkla algılayabilir zihnimiz. İşte bu noktada az önce de söylediğim gibi, zihnimiz gerçekten dikkate değer, algıladığı diğer şeylerden anlamlı bir farkla ayırt edilebilir olmayan şeyleri bilinç seviyemize çıkarmıyor ve daha önceden algıladığı, fark ettiği ve bildiği bazı dış uyaranların zihni gereksiz yere meşgul etmemesi adına onlarla ilgili tüm algılama, değerlendirme ve tepki verme süreçlerini otomatik bir şekilde gerçekleştirmeye devam ediyor. Böylelikle de biz eğer bilinçli bir çaba ve tercihle, yani özellikle düşünsel olarak odaklanmayı tercih etmediğimiz sürece herhangi bir dış uyarana karşı farkındalık içerisinde olmuyoruz.

Yaşamımızın her anında şüphesiz ki her biri farklı dikkat çekme seviyelerinde olan birçok dış uyarana maruz kalıyoruz. Azınlıkta olan bazıları, diğer uyaranlardan anlamlı bir farklılık içerenler bizde bir farkındalık oluştursa da birçoğu da zihnimizin otomatik pilotunun görev sınırlarının içinde kaldığı için bilincimizin kıyılarına ulaşamayan bir küçük dalga olarak düşük yoğunluklu dış uyaranlar okyanusunda kaybolup gidiyor. Umuyorum ki farkındalık konusuna dair tüm bu anlattıklarım, temas ettiğiniz diğer benzer içerikler arasından anlamlı ve dikkate değer bir şekilde ayrılıp farkındalık konusunda bir farkındalık geliştirmenize yardımcı olmuştur. Umarım farkındalığa dair kurduğum tüm cümleler bilincinizin kıyılarına ulaşan birer küçük dalga olmuştur.

Işığımız daim olsun. Sevgiler…

Arman TAKAN

30.07.2022, 22.58 Cumartesi


ARŞİV

KATEGORİLER